odadan sesler

“Edebiyat, şifresi hâlâ çözülememiş tek haberleşme aracıdır.”
-Ece Temelkuran

Memleket çok boktan bi’ durumdaydı, bense aşksız ve parasız. Küçük çocukları öldüren kocaman kocaman adamlar sokak başlarındaydı, sevdiğim kadın kıçıma tekmeyi basmıştı, insanlar okumuyor insanlar bağırıyor insanlar susmuyordu, hala okuyor ve umursanmıyordum. Üstelik fakültenin sonuna gelmiş ve muhteşem kariyer hedeflerimin nasıl fiyaskoya dönüştüğünü analiz etmeye başlamıştım. Bi’ ara “kadın geri arasa ya en azından” diye düşüncelere kapıldım. Elbette ki aramadı.

İşte Gölgeli Küçük Oda böyle bir süreçte kapısını açtı. Atay’ın dediği gibi “korkunun sonucu yabacılaşma”ya evrilmiş, kent doğumlu bir genç olarak odama çekilmiş bol egolu bunalımlar yaşamaya başlamıştım. Gölgeli Küçük Oda kitaplarla doluydu; bir kısmını okumuş, bir kısmını tekrar tekrar okunmuş, bir kısmına ise okunmuş süsü vermiştim. Elbet bir kısmı da henüz okumadığım için bana yaratıcı küfürler düzüyordu. Hâl böyle olunca en iyi yaptığım şeye, okumaya devam ettim.

Memleketi hâlâ bok götürüyordu, bense hâlâ aşksız ve parasızdım. Ama kitaplar vardı ve emin olun kitaplar hayat kadar şaşırtıcıydı. Borges’e rağmen utanmadan okumakla kalmamalı bir yandan da yazmalı dedim. Yazabileceğim her şeyi, en çok da kitapları. Gölgeli Küçük Oda’dan fısıltılar gelmeye başladı. Fısıltılar sese sesler söze sözler birer günceye dönüştü. Ama hâlâ korkuyordum. İnsanlar çok korkutucuydu, insanlar çok tuhaftı. Ben de ne yapayım, odaya, gölgeye ve kitaplara daha çok kapandım. Yalan yok, hâlâ aranıza karışıyorum; bir metroda, bir çaycıda, park köşesinde, karşı kaldırımda hemen kıyınızdan köşenizden geçiyorum. Ama her gece yine aynı yere sığınıyorum. İşte size buradan, Gölgeli Küçük Oda’dan sesleniyorum. Gelirseniz beklerim. Çay var, türün getirin.

Reklamlar