Bir Belgesel Bir Göl: Songs for the Lake

Dünyanın dört bir yanında daha iyi bir gelecek yaratmak için çaba gösterenlerin ilham verici hikayeleri” alt başlığıyla gerçekleşen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali bu yıl Türkiye’de 20 ilde eş zamanlı olarak gösterimde. Festivalin İstanbul ayağı için Şişli Kent Kültür Merkezi’ne gittik Göle Yas’ı (Songs for the Lake) izledik pek beğendik. Üzerine bir şeyler yazdık/çevirdik.*

Göle Yas, yönetmenliğini Mehmet Şafak Türkel’in üstlendiği belgesel türü altında ele alınabilecek  güncel bir çalışma. Türkel, filminde kendi hayatında önemli bir yer tutan Burdur gölünün karşı karşıya bulunduğu ekolojik sorunları odak noktasına alıyor ve bize en az onu ilgilendirdiği kadar önemli bir soruyu soruyor; Bir belgesel film kurumakta olan bir gölü kurtarabilir mi?

burdur-golu-temali-gole-yas-adli-belgesel-filmin-ilk-gosterimiTürkel’in sinema eğitimi için doğup büyüdüğü Burdur’dan ayrılması ve çocukluğunda önemli bir yer tutan Burdur Gölü’nün geçen süre içerisinde karşılaştığı kuruma tehdidi yönetmenin hayatında bir dönüm noktası oluşturmakta. Belgeselde aktarıldığı üzere, yapılan araştırmalara göre son 40 yılda göl, hacminin yüzde 50’sini yitirmiş durumdadır. Konu üzerinde yapıcı önlemler ve iyileştirme çalışmalarına başlanmaz ise gölün 30 yıl içinde tamamen ortadan kalkması söz konusudur. Bu durum hem gölün çevresinde yaşayan ve geçimini sağlayan insanların hayatını etkileyecek hem de gölün etrafında yaşayan diğer canlıları tehdit edecektir.

 

Türkel, sinemacı kimliğiyle gölün sorunlarını çözmek üzere arayış içindeyken konuyla ilgili bir belgesel yaratma fikrine ulaşır. Amacı sanatçı arkadaşlarıyla birlikte mekânsal olarak gölün dâhil olduğu sanatsal üretimler ortaya koyarak gölün sorunlarını daha geniş kitlelere aktarmaktır.

Aslında karşılaşılan ekolojik sorunların çözümü için alınması gereken önlemler göz önündedir. İlk aşamada, çevredeki tarım faaliyetlerinde çiftçilerin su kullanımı üzerine iyileştirici çalışmalar yapması gerekmektedir. Ayrıca gölü besleyen arterlerin üzerinde kurulmuş barajların su hakkı olan yüzde 15’lik beslemenin akışını sağlamaları gerekmektedir. Ancak bu farkındalığı yaratmak hem konuya ön yargıyla bakan yöre halkının tutuculuğu hem de bürokratik ilgisizlik nedeniyle zordur. Türkel ve arkadaşları konuya tepeden inmeci bir yaklaşımdan ziyade hoşgörü çerçevesinde odaklanır. Göl üzerinde ve suları altında, müzik dinletilerinden modern dans gösterilerine, semahtan şiire kadar pek çok sanat gösteresi düzenlenir.

Türkel’in amaçladığı “farkındalık”, yürüttüğü çalışmalar sırasında tanıştığı Öztürk Sarıca ile ileri bir noktaya taşınır. Öztürk Sarıca’nın göl ekosistemini korumaya yönelik yaptığı çalışmalar belgeselin bir diğer önemli noktasını oluşturur. Göl çevresinde aslında yapılmaması gereken büyükbaş hayvancılığı devlet teşviki ve finans güçlerinin desteği ile geliştirilmekte ve havzanın aşırı kurumasına yol açan yanlış tarım yöntemleri ve ürünleri tercih edilmektedir. Mısırdan ziyade gül ve lavanta ekiminin daha doğru olduğunu bilen Sarıca kurduğu “Lisinia Projesi”yle eyleme geçer Lisinia projesi ve belgeselin yapımında emeği geçen sanatçısından yöre halkına, çekim ekibinden destekçilerine kadar geniş bir grup “Su Orucu” eylemini düzenler ve bir gün boyunca tüketmedikleri su ihtiyaçlarını bir şenlik vasıtasıyla göle dökerler. Su orucu eylemi, sosyal medya vasıtasıyla ülke gündeminde pek de ilgi görmeyen ekolojik bir sorunu geniş kitlelere aktarır. Sarıca ve Türker’in konuyu devlet nezdine taşıyabilmelerine olanak sağlar.

10_GoleYas_02

Konuyla ilgili en sevindirici haber ise, festivalin gösterime girdiği hafta bakanlıktan gelir. 13 Kasım cuma günü Burdur Gölü ekosisteminin iyileştirme çalışmaları üzerine hazırlanan eylem planı aktivistlerin sunduğu tüm şartlarıyla beraber bakanlık tarafından onay almıştır. Bir belgesel artık bir gölü kurtarmaya çok yakındır.

Aslında söylenebilecek en değerli sözü yine yönetmenin kendisi film sonrasında yapılan söyleşide aktarıyor “Bilgi, insanın fikrini/kararını değiştirmiyor. Bu filmle bilgi vermeyi değil, insanların duygularını harekete geçirmeyi amaçladım.” Kim bilir, belki de sadece ekoloji üzerine değil, hayatta karşılaştığımız her sorun üzerine biz de bu yöntemi tercih etmeliyiz.

Not: İstanbul ayağı bugün sona eren festival 22 kasıma kadar diğer şehirlerde devam etmekte.

* çeviri yakında hemen burada.