Odada Sesler Değişirken

Memleket çok boktan bi’ durumdaydı, bense aşksız ve parasız” diye başlamıştım odadan gelen sesleri anlatmaya. Geçen ölçekli zaman içinde değişim de vardı. Sanırım en çok bu cümleye dokunmadı. Devlet vergisi ismimle birlikte suretimi de saklamaya çalıştım veri tabanlarından. Elbet beceremeyeceğimi, hiçbir şeyde olmadığı gibi varlığımın yönetimi üzerinde de söz sahibi olmadığımı biliyordum. Fakat süreç içindeki bu gönülsüz cinsel ilişkiyi burunsuz da olsa epey sürdürmeye çalıştım. Şekillendirilen olduğumu kabul etmeme rağmen kabullenmemiş gibi davranmak tiyatro üzerine sürekli istekte kalan zihinsel teşebbüsümü bir anlamda da fiziksel kıldı.

Korkuyu bertaraf etmektense mecburiyetlerle yüzleşmek sanırım daha kolay geldi. Düzene ayak uydurmak, düzenin yeri çok kolay doldurulabilecek bir parçası olmak, anlamı sorgulamaktan her zaman olduğu gibi daha basitti. Kısa geri dönüşlerde beyaz bir gömleğin gri zihnimde çağrıştırdıkları böyle. Yazın içre nefes alırken kıyısından köşesinden geçmeyen başka bir gökyüzü ile fiziksel ihtiyaçlarımı karşılayabilme inadı artık söz konusu dahi olamayacak kadar gerçek benim için.

Bu, benliğimden dışa taşmış tüm fikirlerin bir anlamda da uyuşturucusu. Nefret ve sevgi, varlığı yahut ihtiyacı açısından önemini yitirmiş durumda. Sanki hiç olmamış gibiler. Çocuklar ölmüyor, insanlar imkânsız bir matematiksel denklem ile mutlu, gerçeğin arkasında hiçbir belirsizlik yok ve yaşamın sonsuzluğu kesin bu simülasyonumda. Yani dakikalar böylesine kolay geçebiliyor. Yadsımanın, görmezden gelmenin, sana dokunan olmadıkça kimsenin kimseye dokunmadığını varsayabilmenin sessiz, sakin ve soğuk huzursuzluğu.

Fakat söylediğim gibi; huzursuzluk. Olabildiğince az benliğin sığması için küçük, olabildiğince acının görünmezliği için gölgeli tuttuğum bu oda da artık seslerini değiştiriyor. Yazının korkuya hiçbir zaman teslim olmaması, yazıyı benliklere hapsetmeyi de zorlaştırıyor. Okur olmanın bir ödev haline gelmesi nasıl imkânsız ise umudun varlığından kaçmak da öyle imkânsız.

Oda, işte bu yüzden rol yapmanın sahteliğinden vazgeçip, gerçeğin dehşeti ile yüzleşmeye cüret ediyor. Benliklerine hükmetmek yerine onları kabullenen olmayı seçiyor.

Artık odada kimse yok; kitaplar, kâğıtlar.

Artık odada kimse yok; sözler, sesler.

Kimsenin olmadığı bir odada, nasıl var olursun?

Reklamlar