‘Fakir Kene’nin İptilası, Birhan Keskin Şiirinde Güncellik

[İlk yayınlanış: 20.03.2016 tarihinde, Post Dergi]

Birhan Keskin, acı ve ironiyi güncel bir potada eriterek usta bir şiir işçiliği sergiliyor ‘Fakir Kene’de. Bağımlılıktan korkan yöneticiye inat apartman sakinlerini şiire müptela olmaya, el ele tutuşmaya çağırıyor.

Şiirin ve edebiyatın başarısız bir oksimoron denemesiyle “bağımlılık” olarak nitelendirildiği şu poyrazlı günlerde Birhan Keskin, Fakir Kene ile okurlara adeta bir can simidi uzatıyor. Son olarak 2010’da Soğuk Kazı’yla okur karşısına geçen şairin yeni kitabı bir yandan altı yıllık arayı kapatırken diğer yandan da kadim ve güncel kelimeleri arasında bir yol haritası çiziyor.

fakir kene

Fakir Kene, Keskin’in dokuzuncu şiir kitabı. Kim Bağışlayacak Beni adıyla bir araya gelmiş beş kitap ardından yayımlanan Ba, Y’ol ve Soğuk Kazı ile okurlar tarafından “Keskin Şiiri” tamlaması rahatça kurulabiliyordu. Fakir Kene, bu tamlamanın karşılığını genişletmeye kararlı deneyselliklerle dolu. Bu deneysellik ayrıca Keskin’in alışıldık dili, mekân ve konu seçimiyle dengelenmiş. Birhan Keskin bu kitapla sanki üretkenliğinin geçtiği bütün dönemleri yeni bir çatı altında toplamaya niyetlenmiş. Hemen her şiirde diğer kitaplarından bir tat seziliyor.

“Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun.”

Dörde bölünüyor Fakir Kene. “Kardeş Payı,” “Küçük Şeyler,” “Always on the Move” ve “Cümle Kapısı” adlı bu bölümler okurlarının aşina olduğu bir girizgâh-şiir ile açılıyor. “Kargo” isimli bu ilk şiir bir yakınımız için hazırladığımız yolluk içine iliştirilmiş bir mektup gibi sıralıyor kitabın içeriğini okuruna; acı, tabiat, sabır (belki de en çok) ve dostluk.

“Benim bu memleketten 30 yıllık uyku alacağım var doktor.”

“Kardeş Payı,” içeriği en geniş bölüm olmakla birlikte kitabın bel kemiğini de oluşturuyor. Apartman dairesi, sokak, mahalle bakkalı gibi dar mekânlarda şekillenen şiirler sayfalar ilerledikçe bütün bir memleketi kapsar hale gelirken, şiirlerin konusu bu dar mekânlardaki bireyin çıkmazlarından memleketin açmazlarına ulaşıyor. Geceleri hidroforun “küstah ve acımasız” sesinden uyuyamayan birey, sorunun temelini “şiiri sevmediği gibi el ele tutuşmayı da sevmiyor” olan bütün bir millette buluyor.

Acıyı acı kelimesiyle anlatıyor Keskin. Ancak her şiirde başka anlamlara bürünerek döneniyor bu kelime zihnimizde. Ve ne yazık ki sadece tek bir insan üzerinde yapışıp kalmıyor acı kavramı. Çok geçmişe gitmeden “dedim de aklıma geldi” sözleriyle her seferinde başka bir mim yaratıyor. Kimi zaman Gezi Parkı oluyor bu mim, kimi zaman Van Depremi, kimi zaman Haliç’i örten çirkin metro köprüsü, kimi zamansa Ali İsmail.
“Ölülerimizi ‘sık kullanılanlara’ ekliyoruz.”

Bölümün sonunu ise çarpıcılığı dehşetinden menkul bir şiirle getiriyoruz. Herhalde adını bir web sitesinden emanet alan ilk şiir olma özelliği taşıyan “http://www.anitsayac.com” memleketin bitmek tükenmek bilmeyen yüz karası derdi, kadına yönelik şiddeti konu ediniyor. Keskin’in Aslı Serin ile bu ortak çalışması kasveti gittikçe artan ve giriftleşen bir girişim olarak kalıyor ne yazık ki. “Ve anladık ki artık bu şiire devam etmek başka türlü bir âcizliğe dönecekti” dipnotuyla yarım bırakılan çalışma şiir ve toplum ekseninde güncel bir tartışmayı başlatmaya aday.

“Bir küfür gibi evde oturuyorum.”

“Küçük Şeyler” Keskin’in Y’ol’dan beri tadı damağımızda kalan ırmak şiir denemelerine benzer bir aperitif niteliğinde. Biçimlerini haikudan ödünç almış gibi görünen bu kısa şiirler bizi bireyselliğin daha baskın olduğu “Always on the Move”a alıştırıyor gibi. Yalnızlığın temel imgeye dönüştüğü bu iki kısa bölüm şairinin bu zamanlarda kendisiyle ne kadar az baş başa kalabildiğinin göstergesi mi yoksa daha bireysel yeni bir şiir kitabının habercisi mi soruları okur zihninde oluşan birer tahmin.

“Çok yatıyorum, ondandır!”

“Cümle Kapısı” adlı son bölüm ise tek bir uzun şiirden oluşuyor. Bir ağıt olarak nitelendirilebilecek bu şiirle Keskin, bireyle başlatıp toplumsal sorunlarla genişlettiği çemberini başladığı noktada tamamlıyor. Ölümün ve diğer acıların yanında diğer tüm kavramlar gibi şiirin de ne derece çaresiz kaldığını görüyoruz kitabı sonlandırırken.
Birhan Keskin, acı ve ironiyi güncel bir potada eriterek usta bir şiir işçiliği sergiliyor Fakir Kene’de. Bağımlılıktan korkan yöneticiye inat apartman sakinlerini şiire müptela olmaya, el ele tutuşmaya çağırıyor.

Birhan Keskin yahut Bir Gün Her Şey Karbon Sevgilim (Yeni Yetme Günceler II)

“-Çok yatıyorum, ondandır!” [71]

Senle seni karıştırmaya başladığından beri senlerin hakkında sen demeden yazamıyorsun. Korkmuş bir hayvan yavrusu gibi sindiğin şu gölgeli küçük odan bile tekinsizleşiyor. Yatağına uzanmayalı ne kadar oldu? Yahut sen dışındakilerle gerçekten konuşmayalı?

IMG_20160301_012856.jpgİşte böyle bir zamanda, devrik düzen bir kez daha devrilmeye yüz tuttuğunda yetişti senlerinden biri. Sabaha saatler saydın. Erken kalktın. Ilık demsiz çay içtin. Kuru dilim ekmek yedin. Peynire uzandın da için götürmedi. Zeytin ezmesini hep çok severdin. Giyindin, süslenmedin öyle, yağlı saçlarını gevşek bir lastikle başının ardına iliştiriverdin. Yola düştün, kargonu almak üzere.

Buraya yolu yokuşunu koydum. Bildiğin için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.” [9]

Beyaz önlükler ölürsün dedi. Bu yüzden sigarayı bırakmaya giriştin. Üç gün de içmedin. Kargo elinde adımların yoldaydı. Tozlu masaları bekleyemezdin, açtın. Satırlarda gözlerin. Olsun. Ölsün. Bir sigara yaktın

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun.” [10]

Tozlu masalardan birine iliştin. Bu sefer çayın demliydi. Bir sigara daha. Şiirde mevsim de senden yana bu zaman parçasında. Çekil. Daha geriye. Sakin ve sessiz. Üç beş hece, birkaç kelime. İşte o kadar. Bir eski zaman alışkanlığın; insanları sevdin, güvendin. Zerre tekmil hayatını böyle böldün parçalara. Bu yüzden hiç durmadı şairin satırları rafında. O satırları sevdiğin gibi sevdiğin insanlara sundun. Satırlara güvendiğin gibi insanlara güvenmek, bir, zaman, eski, alışkanlık.

Hayat biraz da tok karındır.” [19]

Belki buydu insanlardaki hatan. Elif’i bilmeden Ba’yı sordun, Soğuk Kazı’lar işlemeye uğraştın, Y’ol hep uzundu. (Gündöndüleri hatırlıyor musun?) Yolda kalamadın. Belki buydu hatan insanlardaki. Hatırlayamadıklarını sordun. Sustuğunda dönüşen paranoyaları kurgu kılığında işliyorsun. Hırkana sarılıyorsun.

Kışları dünyada olduğumu daha iyi anlıyorum ben demiştim size” [14]

İnsanlara mı kitaplar sundun kitaplara mı insanlar. Şimdi rafların gibi tozlu masan da eksik. Ya da insanlar da, zaman, bir, eski, alışkanlık mı? Ama sen eksilmeye çok önceleri başladın. Daha bilmem kaç yaşındaydın. Bir yaşına daha girmiştin. İşte evladım o ara sanki bir şey oldu hani hatırla, hani o ara. İşte o zaman inanmaya karşı çok pis bir bağışıklık kazandın. O gün bugündür yuvarlanan ne el arabası tekeri ne de alnı yuvarlak herhangi bir cisim. Yuvarlanan adam akıllı kadın akıllı sendin yürek benzeri ruhundu ki

Biz ufak ufak ölmek diyoruz memlekette buna.” [33]

Sonra dilin sürçmüş olacak şair yerine kadın dedin. Al sende kalsın oku. Oku ulan. Dedin. Bak dedin bu kadın acıdan bahsederken acı kelimesini kullanıyor ama sanki acı yerine başka bir kelime geçmiş döneniyor zihninde. Memleket öyle böyle değildi ve zaten hiç değildi olmayacak. Ama atmış satırları. Hatırla yaz ortası yorgun iş dönüşü otobüsünde Haliç ortasında çirkin boynuzları. Şiiri olmalı bu pisliğin demiştin. Şimdi bir yolu tekrar yürüyorsun.

Şu arkadaki tepeye in, kaldırılmamış gündöndüler var.” [58]

Hatırlıyor musun? Yolundan kesme işaretleri geçmiyor ve unutma! Sen hiç hatırlamazsın. Acı dediğin, uykudan kaldıran, (nimete ayıp) yetmişlik şişeden kafaya dikilen birkaç yudum eşliğinde karanlıktaki halı desenlerinin salak salak incelendiği üç beş saniyedir. Sonra rüyalara dönülür. Ama bak çok haklısındır. Halının o uzak köşesindeki desen her gece değişiyordur. Ama yol uzundur.

Geldiğimde çok güzeldin bana,
güzelliğin bozulmadan gitmem gerekiyor.
” [58]

Şimdi adın bile olmayan bir kendiliğe sesleniyorsun. Gölgeli küçük odanda güneş, geceleri bir başka batıyor. Kendinden zamirlere eksiliyorsun. Biliyorsun. Dönmeyen tek şeyin çevresinde bir yerde yaşıyorsun. Uzamları kafadan def edip uykuya dalmadan bir şiir daha okumak belki. Belki tersi dönük raflara uzun uzun bakmak.

Her şeyi bir iken ayırmak