Ali Şimşek Metinleri ve Eleştirinin İmkanı

[İlk yayınlanış: 14.11.2016 tarihinde Post Dergi]

Üç noktaya sığmayan tüm gerçekleri düşününce Şimşek’in sloganına yeni kelimeler de eklemek gerekiyor: “Kriz devam ediyor; eleştiri de!” Mücadele de!

Akademik geçmişi şöyle dursun, takibi güç bir dinamizmle pek çok mecrada yer alan eleştirel metinleri ile tanınıyor Ali Şimşek. Yazıları, contemporary/güncel/çağdaş ön eklerinin hengâmesindeki mevcut sanat ortamından, dalgası durulmayan kent yaşamına; siyaset-sınıf ilişkilerinden, günümüz sinemasının hal ve gidişatına kadar geniş bir yelpaze çizmekte. Sanat tarihi öğrencisi olarak geçirdiğim yıllarda zihnimi allak bullak eden güncel meseleler nedeniyle yazılarına öyle sık başvurdum (maruz kaldım da denebilir) ki, onu kişisel olarak tanımama rağmen bir süre sonra kendisini “hocam” diye anar oldum.

Öğretim görevliliği süresince dilinden ve kaleminden düşürmediği Yeni Orta Sınıf tanımlaması, Sinik Stratejileryan başlıklı ilk kitabının konusu olmuştu. Bu kitabında öncesi ve sonrasıyla doksanlar Türkiye’sinin toplum sınıflanmasındaki dönüşümleri, memlekette az rastlanır bir cesaret ve kurnazlıkla dönem karikatürlerini referans alarak eleştiri masasına yatırmıştı. Kitabın yayınlanmasıyla çok konuşulur, çok tartışılır hale gelen bu kavram üzerine fikir yürütenler, Şimşek’e ne derecede atıfta bulunur, tartışmaya açık.

Şimşek’in ilk kitabını, sol tandanslı yayınların ağırlıkta olduğu gazete, dergi ve internet sayfalarında yer alan eleştirilerinin derlemesi olan Kriz ve Kritik takip etti. Kriz ve kritik kelimelerinin aynı kökten yeşerdiğini hatırlatan kitap, Şimşek eleştirilerinin olduğu kadar Şimşek’in eleştirel tavrının da bir beyanatıydı. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Eleştiriyi Çalmak ise Kriz ve Kritik’in bıraktığı yerden devam eden ikinci derleme.

YurtSol ve Birgün’deki uzun soluklu köşelerin ortak başlığından ismini devralan kitabın içeriğini, yine çoğu yayınlanmış yazılar oluşturmakta. Lady Godiva’nın hikâyesi[1] ile taçlandırdığı sunuş yazısında Şimşek, “çalma” eylemini eleştirel teori içerisinde şu sözlerle inceliyor:

10827887_10152596636146270_735933622389953859_o

Kavram, öncelikle 1980 sonrası neo-liberal hegemonya içindeki bir ‘kapma’ faaliyetini gösteriyordu. Daha ziyade kültür endüstrisi ve sol liberalizm üzerinden ivmelenen eleştirel teorinin içerilmesi ve evcilleştirilmesiydi. Yani, kapitalist hegemonyaya yönelmiş kavramların çalınması ve bizzat hegemonyaya dahil edilmesi. Bu bir tarafıyla estetik modernizmin en büyük atılımı olan avangardın başarısızlığını, politikanın jestüel hale gelmesi, estetize edilmesi ve ‘içeri’ alınmasını da anlatıyor. Yani bizden çalınanlar…” [s.IX]

 

Dört başlık altında şekilleniyor Eleştiriyi Çalmak. Şimşek’in önceki kitabından ve Sanat Atak’taki köşesinden aşina olduğumuz Kri(z)tik, bu kitapta da ana hattı oluşturan eleştirilerin başlığı. Şimşek eleştirileri iğneden çuvaldızdan çekinmeyen tavrıyla olsun, ele aldığı konuyu tek bir düzlemde tutmayışıyla olsun elbet değerli. Ancak bana kalırsa onun eleştirilerini asıl değerli kılan, mevcut sanat ortamının kavram oburluğuna inat, adeta anneanneye anlatır bir dile sahip olması. Yahut kitapta tekrar okuma şansı bulduğumuz Bienal’e Sokal Gerek başlıklı yazıda (şimdilerde annesine barbar olup olmadığını sormayı bırakıp çoğul bir dille insan olup olmadığını merak etmeye başlayan) memleket bienallerinin “laf salatası”[s.57] sunuş metinlerini eleştirirken Tuzlu Su’yun canını tuzlama çektirdiğini söylemekten çekinmemesi.

Kriztik’te eleştiriler, genelden özele hareket eden kavramsal bir kronolojiye oturtulmuş. Memleketimizin çok konuşkan suni kaosunda eleştiri ve eleştirmenin imkânı sorgulanıyor ilk olarak. Şimşek, Sahte Bir Tartışma: Bizde Eleştirmen Var mı? ile eleştirel teorinin patikasını adımlıyor. Ardından küçük büyük harf ayırt etmeden sanatın yerel coğrafyadaki contemporary çukurlarına uğruyor, bu kelimeden ne anlamaya çalıştığımızı çalışıyoruz. Buradan da yeni orta sınıfın mevcut durumunu incelemeye geçiyoruz. Bağımsız olmalarına rağmen birbirini destekleyici ortak nüvelere sahip metinlerin en dikkat çekicilerinden biri ise Soylulaştırmayı Tasarlamak.

İstiklal Caddesi’nin kapalı kepenk müzesine dönüşmekte olduğu şu sıralarda, gentrification’dan nasıl çevireceğimizi uzun süre düşündüğümüz soylulaştırma kavramına şimdiye kadar okuduğum en yalın tanımlamayı getiriyor Şimşek: “kent merkezlerindeki yıkıntıya dönüşmüş ya da alt sınıflara bırakılmış tarihi dokusu yüksek semtlerin, yeni orta ve üst sınıflara devri ve yeniden dizaynı”nı [s.100] kültürel bir strateji olarak yorumluyor.

Bölümün sonlarına doğru ise günümüzün çok revaçta olan patetik dergi tartışmasını başa sarıyoruz. Şimşek, Yeni Dergi Furyası: Onurlandırılmış Güçsüzlük başlıklı yazısı ile çoğu kişinin söylemek isteyip de (her nedense) çekindiği, belki de derleyip toparlayamadığı tartışmayı başlatmıştı. Ardından en gencinden en yaşlısına pek çok eleştirmenin yarattığı bir yazı enflasyonu içinde kaldık. Bu enflasyonun ne sonuçlar doğurduğu ise bahse konu meşhur dergilerin ilk ve son sayıları arasındaki farktan gayet rahat okunabiliyor.

Bakışlar adlı ikinci bölüm, her biri birer düşünsel retrospektif olarak değerlendirilebilecek üç sanatçı yazısından mütevellit. Yayınlanmamış sanatçı kitapları için yazılan bu üç yazıda Bubi, Özdemir Altan ve Nuri İyem’in üretimlerini seyrediyoruz. Üçüncü bölümde ise yazarla ve yazar tarafından gerçekleştirilen röportajlar bulunmakta. Bu kısa bölümün en dikkat çekici sayfaları çok önemli bir isme, Bedrettin Cömert’e ayrılmış.

Uğradığı suikast sonucu genç yaşta hayatını kaybeden önemli sanat tarihçimiz Bedrettin Cömert’i, oğlu Kemal Cömert’ten dinliyoruz. Babasının geride bıraktığı çalışmaları ile zaten ölümsüzleşmiş hatırasını Mi piace l’alba[2] isimli belgesel projesiyle ayrı bir düzleme taşımayı arzuluyor Kemal Cömert. Şimşek bu röportaja kitabında da yer vererek sanki sanat okurlarına konunun ehemmiyetini bir kez daha hatırlatmak istiyor gibi. Ne yalan söyleyeyim, Eleştiriyi Çalmak’ın basım haberini aldığımda Cömert’in hâlen Remzi Yayınları’nca katledilmekte olan Sanatın Öyküsü çevirisine dair bir şeyler de okuyacağımızı düşünmüştüm. Ama Şimşek’in söz konusu yayınevinin utancını yayınevine bırakarak böyle yüz akı bir projeyi sahiplenmesi çok daha yerinde bir hamle olmuş.

elestiriyi-calmak-kitabi-ali-simsek-front-1Kitap, Şimşek’in Birgün’de yayınlanan uzun soluklu yeni Türkiye sinemasına dair metinlerini kapsayan Sinekriz isimli bölüm ile son buluyor. Yazarın durağan görüntü olarak tanımladığı görsel ideoloji tartışmalarına ağırlık veren metinlerde en çok rastladığımız isimler; Nuri Bilge Ceylan ile Zeki Demirkubuz. Kısacası yazar krizin peşini beyaz perdede de bırakmıyor.

Ali Şimşek’in çok değerli bulduğum metinleri üzerine sanırım sayfalarca methiye düzebilirim. Ancak bu metinleri böylesine çok “klavye sürçmesi”ne maruz şekilde okumak da pek üzücü. Daha sunuştan itibaren hemen her metinde ardı arkası kesilmeyen ve hatta metni bağlamından koparan yazım hatalarına kimi günah keçisi bellemek gerek; Pek saygın bir külliyata sahip Agora Kitaplığı’nı mı? Yazarı mı? Edisyon ve redaksiyon emekçilerini mi? Günahı kime kalırsa kalsın, yeni bir son okumadan geçmiş nice tekrar baskıları ummak okura düşsün.

Aslı Erdoğan’ı, Necmiye Alpay’ı, Turhan Günay’ı, kapatılan gazete ve dergileri, sergilenemeyen heykelleri, ete kemiğe bürünmüş halk iradesi vekilleri…

Üç noktaya sığmayan tüm gerçekleri düşününce Şimşek’in sloganına yeni kelimeler de eklemek gerekiyor:

Kriz devam ediyor; eleştiri de!” Mücadele de!

[1]http://www.birgun.net/haber-detay/elestiriyi-calmak-ya-da-imgeleri-calmak-2741.html

[2]Ayrıntılı bilgiye web sitesi (http://www.mipiacelalba.it/) ve facebook sayfasından (https://www.facebook.com/mipiacelalba) ulaşılabilecek Cömert’in projesi hâlen destek arayışında.

Yazı görselleri:

What are you looking At? Security Camera, Banksy

Sipariş, 2014, Dijital Fotoğraf, Genco Gülan