Ben’i Olmayan Bir Sayıklama: ‘Zift’

[İlk yayınlanış: 20.03.2016 tarihinde, Post Dergi]

Zift, okuru olay örgüsüz kahramansız bir romana davet ediyor, muhatabını okuma yapmaya değil deneyimlemeye çağırıyor.

“Dolayısıyla, öykülerdeki kahramanları ya da kimi zaman bir anlatıcı, kimi zaman ise yalnızca bizi düşüncelerine ortak eden belirsiz bir kişi olarak ortaya çıkan anonim sesi doğrudan doğruya yazarın kendi kimliğiyle özdeşleştirmek, içinden çıkmanın belki de imkânsız olduğu bir labirente sürükleyecektir okuyucuyu ve sonunda gözlerimizin önünde tümüyle yanıltıcı bir görüntü oluşabilecektir.”
Ali Teoman

“Kendi öykümü yazıyorum.”
Nurten Ay

Son üç senede biri şiir ikisi öykü olmak üzere üç kitapla karşımıza çıktı İsahag Uygar Eskiciyan. Ancak bizim için bu kitapların muhtevasından çok yazarının kim olduğu daha büyük bir merak konusu haline geldi. Gerçi bu kontrpiyede kalmakta haksız da değildik. Çünkü karşımızda gerçekliğine inanılamayacak kadar ironi kokan ve kurgu olamayacak kadar da canlı bir yazar bulunuyordu. Kitaplarının biyografi kısmına göre Canımıniçi doğumlu, Plüton kökenli bir Satürn vatandaşıydı. Google’dan bulduğu bir illüstrasyon dışında suretine dair fikir vermiyor, kimliği üzerine sorulmuş soruları ironik cevaplarla geçiştiriyordu ve soyadından hareketle yaptığımız tek saptama da Ermeniler arasında tanınmadığının ortaya çıkmasıyla havada kalıyordu.

Eskiciyan üzerine kurduğumuz düşünceler gitgide şahsından üretimine uzanan bir kuşku atmosferi yaratmakta. Bu yüzden onun (kimliğinden daha çok) kim’liğine dair değerlendirmemi yukarıdaki alıntılarla sınırlayıp asıl konuya giriyorum.IMG_20160604_120820.jpg

Arkadaş Z. Özger İlk Kitap ödüllü Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi, Pause Anıtı ve Selçuk Baran Öykü ödüllü Metropol Ninnisi’nin ardından her sene bir kitap istikrarını bu sene de Zift ile sürdürüyor Eskiciyan. Zift, bir ilk roman. Aynı zamanda “beklendiği gibi, beklenmedik” kitapların yazarı Eskiciyan’ın üslubunun güncel bir heves olmadığının ve artık demlenmeye yüz tuttuğunun göstergesi.

Zift üzerine konuşmadan önce her çalışmasında yeni bir kapıya ulaşan Eskiciyan’ın önceki kitaplarını bir hatırlamak gerekiyor. Bireysel yargımı bağışlayın ama şahsımda pek ilgi uyandırmayan Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi adlı şiir kitabında Eskiciyan, birinci tekil şahıs dilinin hemen her dizede/satırda bağırdığı, kişilerin ve güncel olayların yoğun olduğu, alışılmış dışı kelimelerin tercih edildiği deneysel denilebilecek çalışmalar ortaya koymuştu. Şiir algısının dışına akan bu pratikler Pause Anıtı ile sanki olay örgüsüne ağırlık vermiş ve çatlağını bulmuştu. Eskiciyan’ın “esasında öyküyü öyküden koparmaya çalışan tüm tanımlamalara itirazı” olsa da görsel ve deneysel uçlara giden bu öyküler gelecek yıllara bir işaret fişeği olmuştu. Metropol Ninnisi ise deneyselliğin karakter yaratımına odaklandığı öykülerle çıktı karşımıza. Bir önceki kitaptan haberdar olduğumuz ucu açık bilim kurgu öğelerinin sezildiği, manipüle edilmiş cinsellik temaları ile birleşen bu absürd/ironik öyküler fişeğin düştüğü yer oldu.

Zift ise arkada bırakılan bu üç kitabın deneyimlerini bütünleştiren bir çalışma. İç kapağında ‘roman’ olduğu belirtilmiş olsa da bu kitabın ortalama bir okuyucu tarafından bir roman olarak algılanabileceğine dair ciddi kuşkulara sahibim. Canetti’ye uğrayan bir epigraf ve iki kısa satırla geçtiğimiz ilk sayfalar “gece” olgusu ile alacaklı olan bir metin fikri yaratıyor okuyucuda ve ardından bir romanın ilk satırlarına değil de ilk dizelerine ulaşıyoruz.

IMG_20160420_000203.jpgDaha ilk sayfalarda okuyucuyu saran tekinsizlik, metin ilerledikçe ışığın azaldığı kaotik bir huzur hissine dönüşüyor. Ancak bu atmosferden başımızı kaldırıp bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etmemiz uzun sürmüyor. Bir roman için olmazsa olmaz addettiğimiz olay örgüsüne rastlayamıyoruz bu kitapta. Zift, okuru olay örgüsüz kahramansız bir romana davet ediyor, muhatabını okuma yapmaya değil deneyimlemeye çağırıyor. Yazar tarafından sanki bir roman kurgulanmıyor da “Neden bu öyküyü uyduruyorum?” sorusuna cevap aranıyor.

Eskiciyan’ın Zift’te de diğer kitaplarındaki gibi bir “ben anlatısı” kurması son birkaç yıldır gündemde olan bir soruya cevap verir nitelikte. Hayatımıza artık kökten bir şekilde nüfuz etmiş olan “sosyal medya”nın yücelttiği ve kullanım kapasitesini arttırdığı “ben dili”nin edebi üretimdeki birinci tekil şahıs bakış açısına bir etkisi olup olmayacağı merak edilmekteydi. Zift, user’ın yazar’a etkisinin nasıl olumlu şekilde dönüştürülebileceğine dair iyi bir örnek. Şiirselliği yakalayan devrik cümlelerin oluşturduğu nesirler yüz kırk harfi aşmayan fragmanlarla es alıp manzum metinlerle tekrar nesre bağlanıyor ve gitgide nesri ortadan kaldırıp günce türüne geçerken “dizüstü edebiyat” sığlığına kökten bir tehdit savuruyor.

“Eleştiri denen şey çok saçma. Sen bir şey demiyorsun, onlar bin şey çıkarıyor” diyen Eskiciyan, olay örgüsüz bir sayıklama anlatısı kuruyor Zift ile. Bize ise hiçbir şey söyletmeyen bu deneyim için yazarına teşekkür etmek düşüyor.